342 yıl önce İzmir ‘de dükkanlar kapatıldı.

342 yıl önce İzmir ‘de dükkanlar kapatıldı.

Günümüzde dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını gibi geçen yüzyıllarda İzmir’de veba ve koleradan toplu ölümler yaşanıyordu.Dünyanın başına musallat olan dil, din, ırk ayrımı, büyük küçük, zengin fakir demeden sinsice saldıran Koronavirüs salgınını ciddiye almayanlara, Urla Taaffuzhanesi’ni bu ilginç tesiste kullanılan ekipmanları buhar kazanlarını, veba ve koleradan ölenlerin arkalarında bıraktıkları isimsiz mezarları göstermek lazım.

Tarih tekerrür mü ediyor, modern tıp cihazları, araştırma laboratuarları, sağlık tesisleri, ilaç endüstrisi olmasına rağmen korona virüs belasından korunmak için yüzyıllar öncesinde olduğu gibi iş yerleri kapatılmak zorunda kalındı.

Bundan 342 yıl önce veba salgınından dolayı dükkânların 3 ay kapatıldığını 17 Temmuz 1678’de İzmire gelen Hollandalı ressam ve seyyah Cornelis de Bruyn bakın nasıl yazmış“Aşağıdaki hisardan da anlaşılacağı gibi veba salgını İzmir’de çok şiddetli hüküm sürmüş; çevrede göze çarpan belirtiler de bunu kanıtlıyordu. Ticarethanelerini uzun zaman kapalı tutmak zorunda kalan esnaftan bazıları işyerlerini yavaş yavaş açmaya başlamışlardı. Elbette bunun böyle olmasının bir nedeni vardı. Çünkü kendilerinden ticarethanelerini üç ay kapalı tutmaları istenmiş. Salgın sırasında şehirde ve çevresinde 30 binden fazla insan ölmüş. Türkler hiçbir önlem almadan bu hastalığa maruz kalıyorlar, hastalığa aldırış etmiyorlar. İngiliz, Hollandalı ve Fransız tüccarlar mümkün olduğu kadar dikkatli olmak için genelde çevre köylere göç ederler. Tehlike geçene kadar her biri kendi evine kapanır ve ne kapıyı açarlar ne de dışarıdan birisini içeriye alırlar.”

1759-1768 yılları arasında İzmir’de yaşayan Alman ilahiyatçı, Protestan vaiz Christoph Wilhelm Lüdeke izlenimlerini şöyle anlatır: “İzmir’de kaldığım dokuz yıl içinde küçükleri saymazsak 1759, 1760, 1762, 1765 yıllarındaki veba salgınlarını yaşadım. Her bir salgında şehrin nüfusu 15-20 bin arasında eksilmekteydi. Hastalık görülen evler veya mahalleler koruma altına alınmıyor. Hastanın eşyaları yakılıp ortadan kaldırılacağı yerde pazarlarda açıkça satılıyor, veya varisleri tarafından saklanarak bir süre sonra tekrar kullanılıyor, bu defa hastalık tekrar ortaya çıkıyor”

Salgın yıllarında (1835) İzmir’i ziyaret eden Kontes Pauline Nostitz, İzmir evinin girişinde içinde ilaç olan fıçıdan bahseder: “Yiyecek gereksinimleri sokaktan geçen satıcıdan sağlıyorlar, satıcı kapıyı çalıyor ve evin erkeği bizzat kendisi kapının demir sürgüsünü açarak büyük bir özenle sebze ve meyveleri alıyor. Aslında buna alıyor denemez, çünkü istenenler hemen kapının yanında duran fıçının içindeki ilaçlı suya ( sirke) satıcılar tarafından atılıyor. Ekmekler yumurtalar, sebzeler ve hatta canlı tavuklar fıçının içinde yüzüyor. Hepsi dokunulmadan ve hazırlanmadan önce dezenfekte edilmesi için bir süre bu fıçıda bekletiliyor”

Bergama araştırmacısı Osman Bayatlı, “Bergama’da yakın tarih olayları XVIII-XIX Yüzyıl” kitabında;1834 tarihinde Bergama ve çevresinde sayısız insan kaybına neden olan“Ölet” adı verilen vebadan kurtulmak için insanların sağ pazularına veba tılsımı bağlandıklarını anlatıp, salgında ölen Vahide Hanım’ın Harputlu Mescidi’nde bulunan mezar taşı yazısına yer verir. “Emretti hüda eyledi ferman / Erişti veba vermedi aman / Murada ermedim dünyada heman / Cennette vere muradım rahman /

Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde imkânlar doğrultusunda bulaşıcı hastalıklarla savaşmak için İzmir’de Emraz-ı Sariye ve İstilaiye, Emraz-ı Zühreviye Hastaneleri,karantinalar kuruldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında alınan kararlarla fedakar doktorlarımız ve sağlık çalışanların at sırtında veya yayan olarak köy köy dolaşıp, başta cüzam, frengi, trahom, tifüs, kızamık, verem gibi hastalıklarla mücadele ettiler. Hıfsızsıhha Enstitüsüleri, dispanserler, sanatoryumlar, Tepecik Uyuz Hamamı ve etüvhanesi (Tebhirhane) TCDD istasyonlarda sağlık hizmeti veren Doktor veya Sıhhiye vagonları halk sağlığının devrim niteliğindeki kazanımlarıdır.

Kaynak: (1) İhan Pınar: Kontes Pauline Nostitz’in İzmir’i (1835) Hacılar Seyyahlar, Gezginlerin Gözüyle İzmir XVIII-XVII Yüzyıl

Fotoğraf: Atilla Özdemir

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner8