BATI KARADENİZ KIYISI VE KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARKI BÖLÜM.3

BATI KARADENİZ KIYISI VE KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARKI BÖLÜM.3

CİDE; KANYONLAR, MAĞARALAR, SAHİLLER…

Gezimizin dördüncü günü Cide’de uyanıyoruz. Otelimizin deniz manzaralı restoranında sakin sakin salınan Karadeniz’e doğru kahvaltımızı yapacağız sonrasında da artık esas hedefimiz olan Küre Dağları Milli Parkına giriş yapacağız.

Burada küçük bir parantez açıp kahvaltı servisimizi yapan Hüseyin Abiden bahsetmek istiyorum. Ne Demek Efendim Hüseyin Abi… Hatırlayanlar ya da bilenler için Vahi Öz’e benziyor Hüseyin abi. Ufak tefek, yaşına rağmen bıcır bıcır, sıcakkanlı, dost canlısı birisi. İstanbul’da hastanelerde çalışmış, emekli olunca da memleketi Cide’ye dönmüş, kaldığımız otelde garsonluk yapıyor. Peki; o’nu ilginç kılan ne derseniz, Hüseyin Abiden çay istiyoruz, yanıtı “ Ne demek efendim”, su istiyoruz, yanıtı “ Ne demek efendim “, kahvaltımızı bitirip kalkarken Hüseyin abiye teşekkür ediyoruz, yanıtı “ Ne demek efendim.” Biz de aramızda Hüseyin abinin adını “ Ne demek efendim Hüseyin Abi “ koyuyoruz. Lakin ilerleyen günlerde Kastamonu’ya doğru ilerledikçe anlıyoruz ki bu söz Hüseyin Abiye ait değil tüm yöre insanı bu nezaket cümlesini kullanıyor. Hani Doğu Karadeniz insanının kullandığı “ Sikinti yok “ gibi.

Kahvaltı sonrası Şenpazar yoluna çıkıyoruz. Bugünkü programımız Loç Vadisi Seyir Terası, Loç Vadisi, Dağlı Guylucu Mağarası, Kılıçlı Mağarası, Hamitli Köyü Gömeran Kanyonu Seyir Terası, Malyas Kanyonu, Gideros Koyu ve Cide.

                                                                                                                                                                                                         Fotoğraf: Coşran Koyu

Yaklaşık on – on iki km sonra Loç Vadisi Seyir Terası tabelasını görünce aracımızı yol üzerinde uygun bir yere park edip tabelanın gösterdiği patikada yaklaşık 1 km yürüyeceğiz. Sabahın serinliğinde hafif rüzgârın döktüğü sarı- kızıl yaprak konfetilerin eşliğinde kuş sesleri arasında yürüyoruz. Patikanın bittiği noktada ahşaptan 3 katlı seyir terasına ulaşıyoruz. Her kattaki manzaranın keyfini çıkara çıkara 3. Kata tırmanıyoruz. Bütün Loç vadisi gözlerimizin önüne seriliyor. Tam karşımızda ve sağ tarafımızda kanyonların girişini görebiliyoruz. Bu noktada bizi üzen hafta sonu buraya gelen piknikçilerin bıraktığı ve çevreye saçılmış torba torba çöpler…

Geldiğimiz orman yolundan yine kuş sesleri arasında geri dönüyoruz.

                                                                                                                                                                                                             Fotoğraf: Loç Vadisi

Aracımıza binip yaklaşık 3 – 4 km sonra sağa dönüp KDMP LOÇ VADİSİ takı altından Loç Vadisine giriş yapıyoruz. Şimdi hedefimiz Dağlı Guyluca Mağarası. Biraz ilerleyince sol tarafımızda tabelasını görüyoruz ve aracımızı hemen yanındaki cebe park ediyoruz. Resmi tabelanın altındaki diğer tabelada mağara, suyun bittiği yer notu var. Genişçe bir orman yolundan yaklaşık 500 metre yürüyünce genişçe bir çayırlığa vardık ama burada yol bitti. Etrafımız böğürtlenler ve diğer çalı kümeleriyle çevrili. Mağarayı arıyoruz ama göremiyoruz. Çalıların arasında bir dere buluyoruz. Girişteki “ suyun bittiği yer “ notunu görünce dereyi takip etmeyi düşünüyoruz ama o kadar sık çalı örtüsü var ki telefonun çekmediği bu yerde risk almayıp geri dönüyoruz. Eğer ilerdeki köyde yolu bilen varsa oradan yardım almayı düşünüyoruz.

                                                                                                                                                                                                     Fotoğraf: Kılıçlı Mağarası

Yola devam ederken önümüze çıkan ilk köyde yavaşlıyoruz. Etrafta kimseler yok… Derken bahçesinde çalışan bir teyze görüyoruz, yaklaşıp selam veriyoruz. Biz sohbet ederken yoldan bir amca geliyor o da sohbete katılıyor. Dağlı Guyluca mağarası için bilgi alamıyoruz ama Kılıçlı Mağarası ve Hamitli köyü için yol tarifini alıyoruz. İleride yol ikiye ayrılacak biz sağdaki yolu takip edeceğiz Çamdibi Köyüne devam edeceğiz Kılıçlı Mağarasının yerini köyde tekrar soracağız. Mağaradan sonra aynı yoldan geri gelip bu kez soldaki yoldan devam edeceğiz.

                                                                                                                                                                                           Fotoğraf: Delikli Kaya

Çamdibi köyüne geldiğimizde ne sokaklarda ne de bahçelerde bir Allah’ın kulu yok. İçgüdüsel olarak toprak yola sapıyoruz. Beş yüz metre sonra yolda yürüyen üç kişiye rastlayınca durup mağarayı soruyoruz. Buranın yerlisi olan yaşlı amca dilinin döndüğünce tarif ediyor toparlayamayınca “ zaten orada işçiler çalışıyor onlara tekrar sorun “ diyor. Aracımızın gidebildiği kadar gidiyor yolun iyice bozulduğu bir rampanın başında aracımızı bırakıp yürümeye karar veriyoruz. Rampada aşağıya indiğimizde Milli Parklar Müdürlüğünün yaptığı çalışmaları görüyoruz Henüz suyu akmayan ahşap bir çeşme, Kılıçlı Mağarası 800 m tabelası. Tanrım bu kez doğru yoldayız. Tabelanın gösterdiği patikayı takip ediyoruz. Patika bir süre sonra dere taşı döşenmiş bir patikaya bunun da bitiminde 170 metre uzunluğunda ahşap merdivenlere ulaşıyor. Merdivenleri tırmandığınızda da mağaranın ağzına varıyorsunuz. Tüm bu zorlukları aşıp mağara ağzına vardığımızda bizi bir hayal kırıklığı bekliyor. Düzenlemeler nedeniyle mağara ziyarete açık değil. Halen düzenleme çalışmaları devam ediyor.

“Mağara, Kastamonu’nun yaklaşık 130 km kuzey batısında yer alan Cide ilçesi, Çamdibi köyü, Meydan Mahallesi sınırları içinde, Evliyaharman kayalığı mevkiindedir.

Mağara ağzı deniz seviyesinden 280 m yüksekliktedir. Litolojik olarak Üst Jura –Alt Kretase yaşlı kireçtaşları içerisinde oluşmuştur. Mağara farklı boyutlarda ve birbirinden belirgin eğim kırıkları ile ayrılan üç ana galeriden oluşmaktadır. Söz konusu salonlar içinde çok sayıda göl yer almaktadır. Hidrolojik bakımdan da yarı aktif bir mağaradır.”

Bilgi tabelası olsa da çalışmalar nedeniyle kapalı olduğu için bunların hiçbirini göremiyoruz.

Aracımıza dönüp Hamitli köyüne çeviriyoruz rotamızı. Hamitli köyüne gelmeden yol üzerinde bir Yar’ın kıyısında durup vadileri seyrediyoruz. Hamitli köyüne vardığımızda sonbaharın tüm ihtişamı karşılıyor bizi. Bu köyde de sokaklarda, bahçelerde, pencerelerde kimse yok…sanki terkedilmiş gibi.. Köyün içinden geçip Gömeran Kanyonu seyir terası tabelalarını takip ederek yola devam ediyoruz. Orman içinde ilerlediğimiz yol daralıp bozulunca aracımızı yol kenarındaki bir girintiye park edip yürüyerek devam etme kararı alıyoruz. Yaklaşık 250 300 m. Aşağıda yolun ortasına park etmiş bir kamyonet, yolda toz kireçle çizilmiş yönlendirme oklarını görünce hedefimize yaklaştığımızı anlıyoruz. Toz kireç okların gösterdiği yerden orman içine giriyoruz biraz ilerde piknik masaları olan bir düzlük geliyor ve düzenlemeleri yapan işçiler çay molası vermişler. Selamlayıp toz kireçle işaretlenmiş patikadan devam ediyoruz. Yer yer dere taşı döşenmiş yer yer ahşap merdiven ve koridorlardan devam edip seyir terasına ulaşıyoruz. Gömeran Kanyonu ve tabanındaki dere metrelerce aşağıda kıvrılarak ilerliyor. Çam ağaçlarının kokusunu ciğerlerimize çekerken manzaranın güzelliğini de beynimize ve kameralarımıza kaydediyoruz. Geri dönüşte çalışanların toparlanıp gittiklerini görüyoruz. Biz de aracımıza yürüyüp rotamızı önce Hamitli Köyüne oradan da Malyas Kanyonuna çeviriyoruz.

                                                                                                                                                           Fotoğraf: Gomeron Kanyonu

Yer yer çok bozuk satıhlı yolda yer yer betonlanmış yolda ilerliyoruz. Beton yol bitince yol iyice bozuluyor. Kaybolduk mu endişesine kapılıyoruz ama geri dönme şansımız yok… Devam ediyoruz. Oldukça bozuk bir rampadan aşağıya indiğimizde bir düzlük, bir çeşme, bir çınar ağacı, bir dere, dereyi geçen beton bir köprü onun yanında artık kullanılmayan eski bir asma köprü karşılıyor. Anlıyoruz ki yolda Malyas Kanyonu Seyir Terası yolunu kaçırmışız ve Malyas Kanyonunun çıkışına gelmişiz. Köprünün karşısında bir köy bulunuyor. Çeşmenin yanında mola verip dinleniyoruz. Biraz kanyonun içine doğru ilerliyoruz, fotoğraflarımızı çekiyoruz. Şimdi Cide yolunu bulmalıyız. Cep telefonlarımız çekmediği için navigasyonu kullanamıyoruz, herhangi bir tabela yok tamamen içgüdülerimizle yolumuzu bulmak durumundayız. Biz kanyonun girişindeyken köy tarafından bir aracın gelip köprüden geçtiğini gördüğümüz için köye doğru yöneliyoruz ama köyü geçtikten 3 – 4 km sonra yol bitiyor. Geri dönüp diğer yoldan devam ediyoruz. Yine dağ yollarını tırmandıktan sonra Bartın – Cide yoluna ana yoluna çıkıyoruz. Yaklaşık yarım saat sonra Cide’deyiz. Saat geç olduğu için Gideros Koyunu yarınki programa aktarıyoruz. Akşamı Cide sahilindeki restoranda güzel bir akşam yemeği ile noktalıyoruz. Gece güzel bir uyku ile dinlenerek güzel bir kahvaltı ile güne başlıyoruz. Bugünkü programımız daha sakin. Önce Gideros Koyunu ziyaret ediyoruz.

                                                                                                                                                                                    Fotoğraf: Malyas Kanyonu

                                                                                                                                                                                                       Fotoğraf: Gideros Koyu

                                                                                                                                                                                   Fotoğraf: Gideros Kanyonu

Sabah güneşinin sıcaklığında Gideros Koyunun mavi yeşil kıyısında yürüyüş yapıyoruz. Ağlarını tamir eden bir iki balıkçı dışında kimse yok. Koyu tepeden görecek bir noktada masamızı sandalyelerimizi açıp Gideros manzarası eşliğinde kahvemizi içiyoruz. Kahve sonrası Cide merkezi gezeceğiz. İlk noktamız Rıfat Ilgaz’ın müze evi.

“ Mehmet Rıfat Ilgaz (8 Mayıs 1911; Cide, Kastamonu - 7 Temmuz 1993, İstanbul), Türk şair, romancı ve öykü yazarı. Özellikle Hababam Sınıfı romanıyla tanındı. Hem yazılarında hem de kişisel hayatında toplumcu bir çizgi devam ettirdi. Türkiye 'nin en çalkantılı siyasi dönemlerinde devam ettiği dergiciliği, aynı dönemdeki birçok yazar gibi, onun da adliye koridorlarında ve hapishanede zaman geçirmesine neden oldu. “

                                                                                                                                                                                  Fotoğraf: Rıfat Ilgaz Müzesi

Sonrasında Cide merkezi gezip, bölgenin Vikipediası Uğur Gürsoy’u Hanbahçe’de ziyaret edip bir çayını içiyoruz. Öğle yemeği sonrası programımızda Cide seyir terası ve sevgili Uğur Gürsoy’un önerdiği Aydos ve Çoşnar yalısı var. Ve bugünkü programı kararan bulutların yağmur getirmesinden önce tamamlamak istiyoruz.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner8