Hasır Bileziğin Öyküsü

HASIR BİLEZİĞİN ÖYKÜSÜ

Bin yıllar içinde Anadolu, doğu ile batının kültür köprüsü olmuş. Hitit’lerden Urartulara, Firigler’den Fenikelilere, Likya’dan Karya’ya, İonya’dan Kapadokya’ya, Galatia’dan Troya’yayüzlerce uygarlık gelip geçmiş bu topraklardan (Akurgal, 1989). Her biri, dilinden sosyal davranış biçimine kadar derin izler bırakmış günümüze.

Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya geldiklerinde, böylesine bir kültürler mozaiğinin ortasına bir de Orta Asya göçebe kültürünü getirdiler. İslamiyet’in kabulünden sonra da Arap ve İslam kültürü, Anadolu halklarını etkiledi. Hatta öyle ki, Anadolu’ya özgü bir çok nitelik, yerini Arap kültürüne bıraktı. İşte böyle bir kültür yumağının içinden doğdu Osmanlı Devleti (Turan, 1990).

Osmanlı Devleti’nin, genişlemek amacıyla fethettiği her yerde, yöre insanını dininde ve kültüründe serbest bırakması , bunun yanında buralarda çeşitli bölgelerden getirdiği Müslümanları da yerleştirmesi sonucu, kültür etkileşimlerinin daha süratli bir biçimde gelişmesine yardımcı oldu.

Hasır takı da, bu kültür mozaiğine, Kuzey Kafkaslarda yaşayan Dağlı Türklerinin bir ürünü olarak katıldı (Kaflı, 1942:196). Ama ne var ki, hemen her sanat, bu mozaikte çeşitli değişimlere uğramasına rağmen, hasır takı, ilk günkü gibi aynen kaldı, sadece kelepçesindeki motifler, yapıldığı dönemin zevkine göre değişiklik gösterdi.

FETİHLE BAŞLAYAN SANAT

Tarihi, M.Ö. 2000’lere dayanan Trabzon, çeşitli medeniyetlere beşik olmuş. Hemen her medeniyet, yörede önemli izler bırakmış. Tarih araştırmacıları, Yunalıların demiri bu bölgede yaşayan Halibler’den satın aldığını, çeliği ise yine onlardan öğrendiğini yazar. Trabzon’un Fatih sultan Mehmet tarafından Türk ülkesine katılmasından önce, bu yörede on dört kavmin yerleştiği de bilinmektedir (Goloğlu, 1973;Goloğlu, 1975). Hemen her kavimden izlerin yaşadığı Trabzon ve çevresinde görülen el sanatlarının arasında hasır ve gümüş işlemeciliğine rastlanmamaktadır. Adını, bulunduğu topraklardaki gümüş madeninden alan Gümüşhane’deki ocaklardan çıkarılan gümüşün işlendiğine dair herhangi bir bilgiye de rastlanmıyor (Yurt Ansiklopedisi, 1982: 7226).

Trabzon’un Fatih tarafından fethinden sonra ortaya çıkan el sanatları arasında hasır işlemecilik dikkati çeker. Bu da gösterir ki, fetihten sonra, Fatih’in fethettiği her yörede uyguladığı gibi, Trabzon’a çeşitli yerlerden getirdiği Müslüman Türklerle gelen bir sanattır. Eldeki bilgilere göre, Trabzon’a fetihten sonra yerleştirilen Türklerin bir bölümü Sivas’tan, bir bölümü de Kafkasların kuzeyinde yaşayan Türk boylarından getirilir. Hasır örgü sanatının, bugün sadece Trabzon’da devam etmesi, bu sanatın Sivas’tan gelenler tarafından getirilmediğini belgeler. Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan Türkler arasında böyle bir sanatın yaygın olduğuna dair bilgiler var. “Kuyumculuk, hele altın ve gümüş üzerine oymacılık, işlemecilik, savatçılık Şimali Kafkasya’da öteden beri pek ileri gelen güzel sanatlardan biridir. Senenin beş-altı ayında tamamıyla karlar altında yaşayan, açık hava hayatı hemen hemen kalmayan, yolları kapanan, gidip gelmeleri duran memleketler için bu sanat gayet uygun düşer; zira her şeyden evvel vakit ve sabır işidir.” (Kaflı, 1942:196).

Bu da gösteriyor ki, Trabzon’un el sanatları arasında yer alan ve ünü artık ülke sınırlarını aşan hasır örmeciliğin asıl sahipleri, Kuzey Kafkaslardan Trabzon’a getirilerek yerleştirilen Dağlı Türkleri’dir.

Altın hasır bilezik, o yıllarda zengin Türk kadınlarının süsü olur. Ustasına ısmarlanarak yaptırıldığı ve pahalı bir ürün olduğu için de zamanın sarraf vitrinlerinde yer almaz. Dağlı Türkleri, giderek artan talebe cevap verebilmek için yanlarında Trabzon’daki azınlıkları çalıştırmaya başlar. Böylece, bu özel sanat Rumlar ve Ermeni’ler tarafından öğrenildi.

ARAŞTIRMALAR AYNI NOKTADA BULUŞUYOR

Bu araştırmanın yapıldığı 1993 yılında, Trabzon Kuyumcular Derneği yönetim kurulu üyesi olan Bülent Karaçengel, kendisinin de ustası olan dayısından dinlediklerini şöyle anlatmıştı:

“Dayım kendi ustasından, onun ustası da ustasından öğrendiğine göre, hasır bilezik örme işi, Türkler arasında yaygındı. Bu sanatı Kafkaslardan Trabzon’a gelen Dağlı Türkleri getirdi. Daha sonra Trabzon’da yaşayan ve Hıristiyan oldukları için kendilerine Rum denilenler öğrendi. Bir kısım Ermeniler de kuyumcularla anlaşıp, hasır bilezik örerdi. Ama bu sanat Dağlı Türklerin sanatıdır.”

Bülent Karaçengel, Dernek adına yaptıkları araştırmalarda, bu iddiayı doğrulayan bilgiler aldıklarını da söyledikten sonra görüşünü şöyle açıklamıştı:

“Eğer söylendiği gibi bu Rum ya da Ermeni sanatı olsaydı, Rumlar ya da Ermeniler Trabzon’dan ayrıldıktan sonra yerleştikleri Amerika, Fransa, İngiltere, Yunanistan ve İtalya gibi zengin ülkelerde de sanatlarını sürdürebilirlerdi. Bugün o ülkeler bizden hasır bilezik alıyor. Yani bu takının oralarda da pazarı var.”

İLMEK İLMEK GÖZ NURU

Hasır örme, 22 ayar altından veya 900 ayar gümüşten yapılabiliyor. Çünkü, yalnızca bu ayardaki altın ve gümüş tel, yumuşaklığı nedeni ile kırılmadan örülebiliyor.

Bu sanat, tüm dünyada yalnızca Trabzon’a özgü bir el sanatı olarak yapılıyor. İtalyanlar, bu el sanatını makineleştirerek seri üretim yapmak istemişler, ancak ortaya çıkan ürünün kabalığı yüzünden alıcı bulamayınca, bu işten vazgeçtiler.

Hasır örgü 22 ayar altından veya 900 ayar gümüşten yapılabiliyor.Çünkü, sadece bu ayardaki altın ya da gümüş tel, yumuşaklığı nedeniyle, kırılmadan, kıvrılarak örgüye izin verebiliyor. Hasır örgü takılar sadece 31 veya 32 mikron kalınlığındaki altın veya gümüş telden dokunabiliyor. Telin inceliği takının, özellikle bileziğin kıvraklığını ve zarif görünümü sağlıyor.

Hasır örme sanatının en ilgi çeken özelliklerinden biri de, örgünün stilidir. Her örgü sisteminde ipin, telin ya da örgü malzemesinin başı ilmeği oluştururken, bugün bilinen yalnızca bu el sanatında, ilmeğin sonu, düğümü, dolayısıyla da örgüyü oluşturmaktadır.

Trabzon’un köylerinde daha çok genç kızlar tarafından örülen hasır bilezik, kuyumcu atölyelerinde ikinci bir işlemden geçer. Çünkü hasır takı tıpkı tezgahlarda dokunan kumaşlar parçası gibi atölyeye gelir. Burada kontrolü ve temizlemesi yapıldıktan sonra kelepçesi ya da tokası takılıp, bunların üzerindeki işleme yapılır. Sonra da ütülenip parlatılır ve satışa hazır hale getirilir.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner8