Karadeniz, takalarına hasret

Eski denizciler onlardan söz ederken “Takaların güvertesi ıslanmaz” diye adeta gururlanarak anlatırlar.

Azgın dalgalarına asırlar boyu direndi Karadeniz’in, ama onu yıkan, unutulmuşluğun sessizliği oldu. Hemen her gün, ne kadar zaman geçtiğini bilemeden, “bugün belki kavuşurum” ümidiyle çekildikleri felenkler üzerinde bekleyen takalardan söz ediyoruz.

O tekneler ki, Rusya'da, 1917 yılında yaşanan Bolşevik ihtilâlinden kaçan Rusları bu takalar taşımış İstanbul'a.

O tekneler ki, yıllarca Karadeniz kıyı nakliyatının büyük bölümünü sırtlamış.

… Ve o tekneler ki, İstiklal Savaşı’nda, Rusya'dan cephane ve malzeme taşımış Mustafa Kemal'in ordusuna.

Eski denizciler onlardan söz ederken “Takaların güvertesi ıslanmaz” diye adeta gururlanarak anlatırlar.

Karadeniz’in sembolü olan takaların, balta ve ayak keseri gibi basit aletlerle yapıldığını ve denizin hırçın doğasına karşı koyacak yapı özelliğine sahip olduğu da ustalarınca anlatılır.

“Ustaları der ki”

Karadeniz Taka'sını anlatırken ustaları der ki:

“Baltabaş, kıçı aynalı, başı yüksek ve gagalı, ortada alçalan ve kıça doğru yükselen bordası çalımlı (kavisli), talazlıklı, kırma direkli, aşırma yelkenli, yeke dümenli, ambarlı, geniş karınlı, 2-30 tonluk, boyları 8-15 metre arası yük kayığı. Taka kamaralı veya kamarasız olabilir. Denize kolaylıkla atılıp, çekilen takalar, yük taşımaktan başka, kurşunculukta, hamsi ığrıplarında, çekme, aktarma ve demirlik motoru olarak, sürme yani parakete avında ve yolcu taşımada da kullanılır.”

Taka'lar 19 yüzyıl sonlarına doğru Karadeniz’in hırçın sularında kendini göstermeye başlar. En zor doğa şartlarında kıyı, kıyı yükünü, yolcusunu taşıyan, bu küçük tekneler, çok geçmeden Karadenizlinin göz bebeği olur.

   

Konu taka özlemi olunca ustalar sürdürüyor konuşmalarını:

“O zamanlar bölge halkı Rusya ile ticaret yaparlardı. Bu tekneleri de takas ticaretinde kullandılar. Karadeniz'de doğal limanlar bulunmadığı için, hemen her gün karaya çekilmesi gerekirdi takanın. Kumsala felenkler dizilir, baştankara tam yol verilip felenklerin üzerine taka bindirilir. Takanın, bir madeni mil üzerinde dönerek ya. Karadeniz'de doğal limanlar bulunmadığı için, hemen her gün karaya çekilmesi gereken takanın baş omuzluklarında rahat sapan vurulabilmesi için gadeboz bulunur. Kumsala felenkler dizilir, baştankara tam yol verilip felenklerin üzerine taka bindirilir. Karaya çekilirken rahat olsun diye Takanın omurgası çok geniştir. Takanın, bir madeni mil üzerinde dönerek yatırılan, alt kısmı çatallı bir direği vardır. Buna kırma direk denilir. Yelken açmak gerekmiyorsa ya da tekne karaya çekilip kayıkhaneye veya bir çardak altına konulduğu zaman,direk indirilir, yatay hale getirilir. Takalar Latin yelkenli teknelerdir. Latin yelkeni, üçgen şekilli büyük bir yelkendir. Hemen, hemen teknenin boyuna yakın uzunlukta bir serenle direğe çekilir. Latin yelkene Karadenizli denizciler rüzgarın estiği istikamete göre, direğin bir tarafından öbür tarafına sereniyle birlikte aşırıldığı için aşırma derler. Yelken aşırılacağı zaman, seren aşağı çekilir, yelkenin alt yakası elle toplanarak serene yaklaştırılır, baş ucu aşağı basılan seren, direğinin etrafında çevrilerek, bir taraftan öbür tarafa aşılır. Yelken açıldığı zaman, direğin başından gelen, takanın başına bağlanan ip çekilerek yelkenin başı tekneye iyice yaklaştırılır. Makinelerin henüz kuvvetli olmadığı dönemlerde, kuvvetli havalarda, motorla birlikte yelkeni de açarlar.”

“Neden anlatıyorum”

“İyi de neden anlatıyorum ki bunları. Taka mı kaldı ortalıkta. Ancak fotoğraflarına bakarız artık.”

Feryat gibiydi son cümlesi.

Köroğlu’nun o unutulmaz sözünü getirdi akla,

“Tüfek icat odu, mertlik bozuldu.”

Sac gemiler, küçük tersanelerde bile yapılmaya, gerektiğinde, sökülüp büyütülmeye ye de küçültülmeye başlandığından bu yana, deyim yerinde ise “takaların pabucu dama atıldı.”

Ne acıdır ki bir dönemin motor sesleri artık duyulmaz olmuş. Bir kaç tanesi hâlâ deniz üstündeyse eğer, sahiplerinin duyduğu sevgidendir.

Renk cümbüşü, Karadeniz kıyılarının süsü takaların bir kısmı kumsalın uzak bir köşesinde, 3’ü, 5’i sahiplerinin evlerinin önünde, belki de geçmiş güzel günlerin anısını yaşıyorlar, kim bilir.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner8