Telkâri derler adına…

Telkâri derler adına…

Bir sevda öyküsüdür bu, insanın gümüşe sevdasını anlatan. Tarih çağlarının milattan önce 3000’inci yıllarından bugüne söylene gelen bir sevda türküsü.

Asırlara damgasını vuran bu sabır denizi, bu gönül alevi, göz nuru bu sanat, babadan oğula, ustadan çırağa sürüp gelmiş, gelmiş de adına telkâri denilmiş.

Mezepotamya’da ve Mısır’da, , telkârinin, M.Ö. 3000’lerde, bilinen bir sanat olduğunu, tarih araştırmacılarının ellerindeki belgeler ortaya koyuyor.

2500’lerde, Anadolu’da yaşayanlar tanımış, gümüşün ilmek-ilmek dokunduğu, her motifinde bir sevda türküsünün dillendiği bu sanatı.

Önce Midyat’ta, Beypazarı’nda, Sivas, Edirne, Elazığ, Diyarbakır, Trabzon ve Bursa’da hayat bulmuş telkâri. Ve kısa sürede, kuyumculuk sanatının “olmazsa olmazlarından” olduğunu kabul ettirmiş. Ne var ki, saltanatı uzun sürmemiş. Beypazarı ve Midyat ilçeleri ile Diyarbakır’da, Trabzon’da ise sanatın yeni ustaları yetiştirilmeye başlayınca yeniden ufku açılmış. 1960’lı yıllardan sonra telkâri geniş pazarlar bulup yayılmaya başlamış, ama ardından gelen ekonomik çalkantı, her biri bir başka aşkın hayallerini dillendiren güzelim takı tezgâhlarını etkilemiş.

TELKÂRİ DENİNCE

“Telkâri nedir” diye soranlar için şöyle bir cevapları var ustalarının:

“Altın ya da gümüş telleri kıvırıp sararak, örerek desen oluşturma ve çatı adı verilen çerçeve veya zemine lehimleme ustalığı, bir tür dantel sanatı.”

Görünen o ki, Telkâri sanatının, geleneksel özeliğini yitirmeden sürdürülebilmesi, sabırla çalışan ustaların desteklenmesiyle mümkün olacak.

“Küçük pazarların olmaması”, “ sermaye sıkıntısı” gibi ciddi sorunların halledilmesi ustalarının öncelikli beklentisi.

                                  

                                                        

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

YORUMLAR
neşe lal
neşe lal - 2 yıl Önce

harika bir makale fakat daha uzun olabilirmiş ellerinize sağlık

banner8